cagatay_666

.....ve Ağlamak Ana Dilidir Tüm Dillerde Ayrılığın

cz

25/3/2009 - 04 Haziran 1999, Bağımsızlık ve Demokrasi Yolunda Kurtuluş, Sayı

04 Haziran 1999, Bağımsızlık ve Demokrasi Yolunda Kurtuluş, Sayı 33
Unutmayalım!

1978'de doğanlar bugün 21 yaşında.
Bir Bahçelievler'den, bir Balgat'tan, bir 16 Mart'tan bahsettiğimizde, belki de çok fazla bir anlam ifade etmeyecek onlar için.
Okullarda öğretilmiyor çünkü 1978'de neler yaşandığı.
Parlamentoda konuşulmuyor.
Çok satan kitaplarda yazmıyor.
Gişe yapan filmlerde gösterilmiyor.
Ama öğretilmeli, konuşulmalı, yazılmalı, gösterilmeli bunlar.
Gösterilmeli ki unutulmasın.
Unutmayalım!
Kaç kişi katledildi? Neden katledildi? Kim katletti? Katilleri nerede?
Herkes bilmeli bunları.
1978, '79, '80 doğumlu olanlar da, daha sonra doğanlar da bilmeli.
Unutanlar hatırlamalı.
Bilenler herkese anlatmalı.
Katledilenler işçiydiler. Emekçiydiler. Köylüydüler. Gençtiler.
Bizim gibiydiler.
Suçları neydi?
Öğrendikçe göreceğiz, unuttuklarımızı yeniden hatırlayacağız;
Suçları faşist olmamaktı.
Dikkat edin: Solcu olmaktı, devrimci olmaktı diye yazmıyoruz; faşist olmamaktı diye yazıyoruz.
Katledenler kendilerinden olmayan herkese düşmandılar çünkü....

Sıcaktı.
1978 yılının 10 Ağustos akşamıydı.
Mustafa Pehlivanoğlu Ankara sokaklarında İsmail Köksal ile karşılaştı. Birbirlerini "ocak"tan tanıyorlardı. İsmail, Mustafa'nın kendisiyle birlikte gelmesini istedi. İsa Armağan çağırmıştı.
İsa Armağan bölgedeki faşistlerin sorumlularından biriydi.
Belli ki planlıydılar. Bir gün önce bir araba çalmışlar, bugün için hazırlıklarını büyük ölçüde tamamlamışlardı.
Araba beyaz bir Murat'tı. Keklik Pınarı'nın arkasındaydı.
O gün, İsa Armağan onları arabanın içinde, bekliyordu.
Arabaya bindiler. Bir başka "ocaklı"nın, Fehmi Kandemir'in evine gittiler.
İsa eve girdi. Kısa süre sonra Fehmi ile birlikte çıktılar. İsa'nın elinde bir de ufak çanta vardı.
İsa çantayı açtı.
Mustafa'da zaten Abdullah Çatlı'dan aldığı bir Beretta vardı. İsa, İsmail'e de 12'lik bir Beretta verdi. Fransız yapısı otomatik Mat'ı kendine ayırmıştı. Silahlarını seriye ayarladılar. Emniyetlerini de kaldırdılar. Çantada el bombası da vardı.
İşte herşeyi tamamlamışlardı, yola çıkmaya hazırdılar.
İsa şoföre talimat verdi.
Balgat'a gidiyorlardı.
Balgat bir emekçi semtiydi. Semte devrimciler hakimdi. Faşistler giremiyorlardı. Uzun zamandır planlıyorlardı Balgat kapılarını açmayı.
Balgat "gomonist" yatağıydı.
Şimdi mahalleyi "pis gomonistler"den temizlemeye gidiyorlardı.
Saat akşam dokuz buçuktu. Güneş batmış, ama henüz ortalık aydınlıktı. Balgat'ta gece başlıyordu. Kahvelerde genciyle, yaşlısıyla halktan insanlar sohbet ediyorlardı. Belki de işsiz bir günün akşamıydı onlar için.
Araba Balgat'ın içine girdi. Sağda-solda dört kahvehane vardı.
"Hadi" dedi İsa, İsmail'e döndü, "ateş et!"
İsmail solda gördükleri ilk kahveye ateşe başladı. O ateşi kesince bu kez İsa mekanizmasını kurdu ve seri atışlara başladı.
Direksiyonda Fehmi vardı. Araba ağır ağır ilerliyordu.
Bir kahveyle işlerini bitirdikten sonra diğerine dönüyorlardı.
O da bitince diğerine.
Silah sesleri durmuyordu. Boşalan şarjörlerin yerini yenileri alıyordu.
Araba ağır ağır yokuşu tırmanıyordu. Kahvelerden kan akıyordu. Yardım isteyen insanların iniltileri geliyordu.
Silah sesleri kesildiğinde Fehmi'nin sürdüğü araba hızlandı, yokuşu süratle çıktı. Balgat su deposunun civarında arabadan indiler. Silahlar hala yanlarındaydı.
Akşamı Fehmi'nin evinde geçirdiler.
İlk işleri haberleri dinlemek oldu. "5 kişi öldü, 2'si ağır 11 kişi yaralandı" diye verdi haberler.
Sevindiler.
O sırada Balgat'taki kahvelerde sağ kalanlar, yaralanmayanlar taksi çevirmeye çalışıyorlardı yaralıları hastaneye göndermek için. Onlar yaralıları taşırken jandarma geldi. Yaralıları kurtarmaya çalışan halkı dipçikledi.
Türkeş, ertesi gün basına bir demeç verdi. "Olaydan çok müteessir olmuş"tu. MHP'nin sözcüsü Sadi Somuncuoğlu da "solcular"ı suçladı.
İki ay sonra Mustafa Pehlivanoğlu katliamda kullandıkları silahlarla, bir çevirme sırasında tesadüfen yakalandı. Öyle pervasızlardı ki, gizleme gereği bile duymamışlar ve başka işler için kullanmayı planlamışlardı silahları.
İlk işi katliamı kimlerle birlikte tertiplediklerini söylemek oldu.
İsa Armağan da böyle yakalandı.
Ama yakalanmamaları gerekiyordu.
Temmuz 1980'de Mamak Askeri Cezaevi'nden kaçırıldılar.
Mustafa Pehlivanoğlu, henüz yurtdışına çıkma fırsatı bulamadan bir kez daha yakalandı. 1981'de cuntanın kitleler nezdinde "tarafsızlık" görüntüsü yaratma politikasının kurbanı oldu ve idam edildi. İdam edilmeden önce askeri savcılığa şu ifadeyi verdi:
"Genel Merkez'de Abdullah Çatlı'nın emrindeydik. Hepimiz onun emrinde öldürme ve yaralama eylemlerini gerçekleştirdik. Benim karıştığım Balgat katliamı, Çatlı'nın emriyle gerçekleştirildi. Olayda kullanılan 12'li Beretta tabancayı Abdullah'tan aldım. Silahları İsa Armağan Niğde'den getirerek Abdullah'a veriyor, Abdullah da örgüte dağıtıyordu. Balgat olayından sonra yakalanmamızın ardından İsa Armağan'ın bir arkadaşı 3,5 milyon lira parayı Abdullah Çatlı'ya götürerek bizim serbest bırakılmamızı sağlamasını istemiş. Ancak Çatlı İstanbul'a yerleşip o parayla kuyumcu dükkanı açmış."
İsa Armağan hala yurtdışında.
Devlete daha başka hizmetlerde bulunuyor belli ki...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

..Adı okunamayan bi okulda okumaya çalışan , manyak gibi müzik diNleYen !poD yada bilgisayarı yoksa kendi söyleyen,sevgilisin seven, herkesi sewen , sürekli kahwe&kola içen , arabalara ve bilgisayarlara takık , BIR COK KONUDA SITESI OLAN FAKAT BU SITESINI DIERLERINE BENZEMETMEMEK ICIN CABA HARCAYAN bi tip işte. ya üfff takılın iste..........

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
JAcKhal

Kategoriler

Arkadaşlarım